TEDMEM 2018 EĞİTİM RAPORU
TEDMEM
2018 EĞİTİM RAPORU
(YÖNETİCİ
ÖZETİNİN KENDİMCE ÖZETİ)
1-Eğitime
ayrılan kaynaklar Türkiye’nin üst politika belgelerindeki eğitim hedeflerinin gerçekleştirilmesi
için yeterli değildir. 2017 yılına göre,
MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesi
içindeki payı yaklaşık %1 azalmıştır.
2-Eğitim
yöneticilerinin görevlendirilmesine ilişkin yeni düzenlemeler, yüzeysel
nitelikte olup
yönetici
yetiştirme ve atamada liyakat temelli bir yapı oluşturmaktan uzak kalmaktadır. Bu
konudaki sorunlar kronikleşmiştir. Okul yöneticiliğinin profesyonel bir meslek
haline getirilmesi, liyakat temelli bir seçme ve görevlendirme sistemi
oluşturulması gibi hedefler 2018 yılında da söylemde kalmıştır bu konuda
yapılan düzenlemelerde birikimli bir gelişme yerine geriye dönüşler gözlemlenmektedir.
Örneğin yönetici seçmede sınav şartının defalarca konulduğu, kaldırıldığı sonra
yeniden getirildiği görülmektedir.
3-Millî
Eğitim Bakanlığı Türkiye’de bulunan Suriyeli çocukların eğitime erişimini
sağlamada uluslar arası ortalamaların üzerinde bir performans göstermektedir.
4-Öğretmen
yetiştirmede arz-talep dengesizliği devam etmektedir. MEB, 2018 yılında toplam öğretmen
ihtiyacını 97 bin 31 olarak ifade etmiştir. Oysa sadece Eğitim/ Eğitim
Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören öğrenci sayısı 217 bin 645’tir.
5-Mevcut
öğretmen kadroları etkin kullanılamamaktadır. Bazı bölgelerde önemli sayıda
öğretmen fazlası bulunurken, bazı bölgelerde öğretmen açığı bulunmaktadır.
6-Ücretli
öğretmenlik uygulamasına son verilmelidir. İki yıllık meslek yüksekokulu mezunlarının
sınıf öğretmeni, branş öğretmeni ve hatta özel yetkinlikler ve hassasiyetler
gerektiren özel eğitim (zihinsel-görme-işitme) öğretmenleri olarak görevlendirilmesinin
hiçbir makul açıklaması bulunmamaktadır
7-Uluslararası
araştırmaların sonuçları Türkiye’de eğitimde nitelik arttırmaya yönelik
politikalara ağırlık verilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Türkiye’de doğan
bir çocuğun potansiyelinin sadece %63’ünü gerçekleştirebileceği tahmin edilmektedir.
Türkiye’de öğrenciler ortalama 12,1 yıl okulda kalmalarına rağmen sadece 8,9
yıla eşdeğer bir eğitim almaktadır. Türkiye bir önceki yıla göre tüm alt
boyutlarda gerileme yaşayarak 146 ülke arasında 75. olmuştur. Bu
değerlendirmeye göre, Türkiye ortaöğretime katılımda 1., ortaöğretime katılımda
cinsiyet eşitliğinde 49., kaliteli eğitime erişimde ise 123. sırada yer
almıştır.
8-Uluslararası
değerlendirmelere göre genç nüfusta eğitim ve istihdamda cinsiyet eşitsizliği devam
etmektedir. Türkiye’de 25-34 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin neredeyse
yarısı ortaöğretim mezunu değildir.
9-Türkiye’de
eğitimsiz ve işsiz gençlerin oranı OECD ortalamasından 2,14 kat daha yüksektir.
Türkiye’de 18-24 yaş aralığındaki her 100 kadından 43’ü, her 100 erkekten 19’u
ne
eğitimde
ne de istihdamdadır. Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na (Dünya
Ekonomik Forumu) göre Türkiye 149 ülke arasında 130. sırada yer almıştır.
10-Temel
eğitimde olması beklenen 6-13 yaş aralığında yaklaşık 154 bin çocuk okul
dışında kalmıştır.
11-Okul
öncesi eğitimde öğretmen atamaları ve derslik sayıları; okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması
ve 5 yaş için zorunlu eğitim kapsamına alınması hedefi ile uyumlu bir gelişme göstermemektedir.
Ancak 2019 yılı itibarıyla okul öncesinde bir yıl zorunlu eğitim sağlanması
büyük ölçüde politik söylemde kalmış ve hayata geçirilememiştir. Ayrıca, okul
öncesi yaklaşık %67’lik net okullaşma oranı uluslararası ortalamaların oldukça
gerisinde kalmıştır.
12-İlkokullarda
Yetiştirme Programı (İYEP), öğrencilerin bireysel öğrenme ihtiyaçlarının erken
sınıflarda ortaya çıkarılması ve bu öğrencilere erken yaşlarda öğrenme desteği sağlanarak
geride kalma risklerinin azaltılması adına önemli bir girişim olarak görülmektedir.
13-Genel
ortaöğretimde eğitime erişim ve tamamlama oranlarının hedeflenenin gerisinde kalmaktadır.
%100 okullaşmanın sağlandığı il de, neredeyse her iki öğrenciden birinin okula erişiminin
olmadığı il de mevcuttur.
14-Açık
öğretim lisesi zorunlu eğitim çağındaki öğrenciler için örgün eğitimin bir
alternatifi olma özelliğini korumaktadır.
15-Ortaöğretime
geçiş uygulamasındaki değişikliğe bağlı olarak 2018 yılında Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne
bağlı proje okulu sayısının katlandığı görülmektedir.
16-Öğrenci
devamsızlıkları mesleki ve teknik eğitim kurumlarında önemli bir sorun olmaya devam
etmektedir.
17-Mesleki
ve teknik ortaöğretim kurumlarında boş kontenjanların bulunması, bu alanda bir
arz-talep dengesizliğine ve mesleki eğitim-işgücü piyasası ilişkisinin
yetersizliğine işaret etmektedir.
18-Liselere
Geçiş Sistemi (LGS) uygulamasının ilk yılında, sınava girme zorunluluğu
kaldırılmasına rağmen, sınava giren öğrenci sayısında beklenen azalma
gerçekleşmemiştir. Okulların niteliğine ilişkin farklılıklar hakkında oluşan
algı, pek çok öğrencinin “nitelikli” olarak tabir edilen, sınavla öğrenci alan okullara
gitmek istemesiyle karşılık bulmuştur.
19-Kontenjanı
boş kalacak kadar tercih edilmeyen bir ortaöğretim kurumuna sınavla öğrenci almak,
en iyimser değerlendirmede dahi, gerçekçi olmayan, gereksiz bir rekabet ortamı
ve sınav odağı oluşturmak anlamına gelmektedir.
20-Yükseköğretime
geçiş uygulamasında gerçekleştirilen değişiklikler; sınavın şekli, puan hesaplama
formülü gibi teknik değişikliklerle sınırlı kalmıştır. Alan Yeterlik Testi’ne (AYT)
katılan öğrencilerin ortalama puanları matematikte 40 soruda 3,923; fizikte 14
soruda 0,467; kimyada 13 soruda 1,109; biyolojide 13 soruda 1,669’dur.
Özellikle fen bilimleri alanında elde edilen bu sonuçlar bugüne kadar
gerçekleştirilen yükseköğretime geçiş sınavlarında elde edilen en düşük
ortalamalar olmuştur.
21-Özel
eğitime ihtiyacı olan öğrencilerin örgün eğitime katılımı yıllar içinde artış
göstermesine karşın, okul öncesi eğitimde ve ortaöğretimde kaynaştırma/bütünleştirme
yoluyla eğitim alan öğrenci sayısı sınırlı kalmıştır.
22-2018
yılı, özel yetenekli öğrencilerin yeteneklerine uygun bir eğitim içeriği ve
ortamı sunmaya ve eğitim öğretim süreçlerini zenginleştirmeye yönelik hazırlık
çalışmalarının ağırlık kazandığı bir yıl olmuştur.
23-Özel
yetenekli olduğu düşünülerek Bilim Sanat Merkezlerine (BİLSEM) aday gösterilen
öğrenci sayısı ile kayıt hakkı kazanan öğrenci sayısı arasında büyük nicelik
farkı bulunmaktadır. BİLSEM’lere aday gösterilen öğrenci sayısı 2018 yılında
260 bin, kayıt hakkı kazanan öğrenci sayısı ise toplam 8 bin 207 olmuştur.
24-Özel
öğretim kurumlarına sağlanan eğitim ve öğretim desteği miktarı 2018 yılında
yaklaşık 1,5 milyar TL olup, bugüne kadar sağlanan destek miktarı yaklaşık 4,5
milyar TL’ye ulaşmıştır.
25-Gelir
gruplarına göre eğitim hizmetlerine yapılan harcama dağılımındaki uçurum, alt
gelir
gruplarındakilerin
eğitiminin desteklenmesini zorunlu kılmaktadır. Bakanlığın eğitim ve öğretim
desteklerini kademeli olarak kaldırmakla ve bu destekleri dezavantajlı durumdaki
okulların nicel ve nitel gelişimine yönlendirmekle ilgili yaklaşımı, eğitim ve
öğretim desteklerini gündeme getiren süreç bir bütün olarak ele alındığında
oldukça olumlu bir değişim olarak değerlendirilebilir.
Kaynak:
https://tedmem.org/yayin/2018-egitim-degerlendirme-raporu?fbclid=IwAR3D9W23zIqJJj5_PFx2G-Ah5jI6-Q8s63uj8zO7YNNZfc8rLeBFF5tjJBQ
Yorumlar
Yorum Gönder