İlaç sıkıntısı
Başta kendi hastalarım olmak üzere, eşim,dostum, arkadaşlarım ve değerli meslektaşlarım...
Halkımızın ilaca erişimde yaşadığı sıkıntı nedir?
Türkiye’de İlaç fiyatları “Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ” e göre Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan komisyon (Komisyon: Bakanlığın koordinatörlüğünde Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan “Fiyat Değerlendirme Komisyonu”) tarafından belirlenmektedir. Komisyonu oluşturan üyelerden de anlaşılacağı üzere ilaç fiyatına devlet tek başına karar vermektedir.
11/12/2015 Tarih ve 29559 nolu Resmi Gazetede yayımlanan tebliğ ile adı geçen Komisyonun toplanma ve fiyat belirleme süreci, “üç ayda bir olağan, gerektiği hâllerde Komisyonda temsilcisi olan kurumlardan herhangi birinin daveti üzerine olağanüstü toplanarak, ilaç fiyatlarının artırılması, azaltılması ya da aynı kalması yönünde kararlar alır” şeklinde belirlenmiştir. Ancak iki yıl sonra tebliğde değişiklik yapılmış ve 29/09/2017 tarih ve 30195 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan aynı tebliğin 3.bölümü “Komisyon, her yılın ilk kırk beş günü içerisinde toplanarak beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak 1(bir) Avro değerini ilan eder. İlaç fiyatlarının tespitinde kullanılan Avro değerinde yapılacak olan değişiklikler; ilan edilen Avro değerinin bir önceki yıla göre artış yönünde olması durumunda Komisyon kararının ilanından itibaren 5 gün sonra, ilan edilen Avro değerinin bir önceki yıla göre düşüş yönünde olması durumunda Komisyon kararının ilanından itibaren 45 gün sonra yürürlüğe girer” şeklinde değiştirilmiştir.
Özetle; daha önce 3 ayda bir toplanıp fiyat belirleyen komisyonun 2017 yılı sonundan itibaren yılda sadece bir defa toplanmasına karar verilmiştir. Kararnamede yapılan bu değişiklik sonucunda 2018 yılı başında ve 2019 yılı başında komisyon kararı belirleninceye kadar geçen bu 45 günlük sürede ilaç bulunabilirliğinde ciddi sıkıntılar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Konunun 5 muhattabı vardır:
1-Devlet: Sosyal Güvenlik Kurumu Türkiye’de en büyük ilaç alıcısı olduğu için devlet yıllardır ilaç fiyatlarını bütçesini zorlamayacak şekilde belirlemek için çabalamakta, tebliğleri de tamamen ilacın devlete maddi yükünü düşünerek buna göre düzenlemektedir.
2- İlaç Firmaları: Eskiden çok ciddi oranlarda karlar elde ederlerken, devletin baskısı ile ilaç fiyatlarını düşürmek durumunda kalmışlar ve zaman içerisinde ürünleri için aldıkları zam ise yukarıda yazdığım nedenlerle her zaman enflansyonun altında tutulmuştur. Son kararname değişikliği ile durum daha da vahimleşmiştir. Şu anki güncel kurlar göz önüne alındığında 17 şubat 2018 – 10 Şubat 2019 arasında yaklaşık olarak %35 devalüasyonun olduğu ve hayatımızdaki her şeyin zamlandığı bir ortamda ilaç fiyatına yapılan zam, devletin fiyat kararnamesi nedeniyle “0” olunca sektörün ve dolayısı ile halk sağlığının olumsuz yönde etkilenmemesini beklemek hayalcilik olacaktır. Bu nedenle firmalar yeni yıla girmekle birlikte fiyatın belirleneceği 45 günlük süreyi beklemekle ve üretimi mümkün olduğunca düşürmekle geçirmeyi tercih etmektedirler.
3-Depolar: İlaçların firmalardan alınıp eczanelere ulaştırılması noktasında görev yapan depolar, bu zorlu süreçte stokta azalan ilaçların eczanelere eşit dağılımının sağlanması gibi zor bir sorumluluk ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu süreçte hangi ilacın hangi eczaneye kaçar tane dağıtılacağı tamamen depoların insiyatifinde olan bir konudur ve vicdanlarına kalmaktadır. Ancak kendilerini böyle bir duruma getiren durum firmaların ürün gönderimini azaltmalarıdır.
4- Eczacılar: Eczacılar olarak bizler depolardan bulabildiğimiz ilaçları hastalara güvenle ulaştırmak için çabalamaktayız. Zira her şeyden önce her gün yüzyüze görüştüğümüz hastalara karşı mesleki ve vicdani sorumluluk içerisindeyiz. Bizler için Ayşe teyzenin, Hatice ablanın, Rüstem dedenin ilacı her şeyin önündedir. Eczacılar depo ve firmalardan farklı olarak sektörün insanlara doğrudan temas eden bileşenidir. Bu nedenle olaylara maddi açıdan bakışı diğer bileşenlere göre daha farklıdır, asla öncelikli planda değildir.
5- Hastalar: Aslında devlet, firma ve depolardan birebir etkilendiği halde karşısında muhattap olarak sadece eczacıyı bulabildiği için derdini, sitemlerini eczacıya anlatan ilaca ihtiyacı olan kesimdir. Sektördeki diğer bileşenler ilaç krizinden “maddi” anlamda belki birazda sinir –stres anlamında etkilenirken hastalar “tedavi ve sağlık” anlamında direkt etkilen tek bileşendir.
Hal böyle iken:
Piyasada ilacın bulunurluğunun sorunlu olduğu bir ortam ve dönemde firma, depo ve eczacıların konumları gereği “stokçuluk yapmak” zannı altında kalmaları ya da birileri tarafından öyle gösterilmeye çalışılmaları son derece doğaldır. Bunun kendince haklı nedenleri de vardır. Bu nedenler:
Piyasada ilacın bulunurluğunun sorunlu olduğu bir ortam ve dönemde firma, depo ve eczacıların konumları gereği “stokçuluk yapmak” zannı altında kalmaları ya da birileri tarafından öyle gösterilmeye çalışılmaları son derece doğaldır. Bunun kendince haklı nedenleri de vardır. Bu nedenler:
1- Her meslekte, her sektörde olduğu gibi ilaç sektöründe de fırsatçılar vardır. Elbette bu ortamdan maddi çıkar elde etmek çabasına giren firma, depo ve eczacılar vardır. Ancak İTS sistemi ile devlet hangi ilacın kimde nerede ve kaç tane olduğunu anında takip edebilmektedir, ilaç hareketlerinin tümünü izleyebilmektedir. Kısacası fiyat tekelini elinde bulunduran devlet hangi ilaçtan kaç tanenin kimde olduğu bilgisine de sahiptir. Dolayısı ile karaborsacılık veya haksız rekabete yol açacak hareketleri anında görebilecek sisteme sahiptir. Firma ve depo stokçuluğu bir tarafa, eczacının stok yapanını halk zaten birebir temasta olması nedeniyle ayıklayabilecek potansiyele zaten sahiptir. Yukarıda belirttiğim insani ilişkilerden dolayı ve yıllara dayanan hasta-eczacı ilişkisinden dolayı halkımızın eczacının stok yapacağı ihtimaline zaten prim vermeyeceği inancını taşımaktayım. Zira aramızdaki güven ilişkisinin bozulmasının önüne başta biz eczacılar geçeriz. Elbet aramızda çürük elmalar da yok değildir ama bunu da halkımız zaten ayıklayabilme kabiliyetine sahiptir.
2- Devlet ortada bir sorunun var olduğunu kabul edip ona ait çözüm üretme çabasına girmek yerine toplumun önüne bir günah keçisi atıp işin içinden sıyrılma çabasına girmeyi daha kolay yol olarak görmektedir. Kararnamede yapılan değişiklik ile sorunların başladığı ortada iken, bu sorunun kaynağından çözülmesi yerine, mağdurlarının suçlu gösterilmeye çalışılması toplumda böyle bir hava yaratılmaya çalışılması devlet anlayışına uygun olamayan bir anlayıştır. Devlet için esas olan halkın sağlığa sorunsuz erişebilmesi olmalıdır. Ancak son kararname değişikliğinden sonra iki yıldır yaşananlar bu erişimi engeller nitelik almıştır. Ve bu durumu düzeltecek olanlar sorunu yaratanlardır. Sorunun mağduru olanlar değil!
Durum ortada iken soruna şu kadar firma, bu kadar depo ve şu kadar eczacı stok yapmış suçlamaları ve palyatif (geçici) çözüm üretme çabaları ile yaklaşmak yerine gerçek çözüm üzerinde açıkça konuşulmalıdır. Kanımca durumu düzeltmek adına yapılacak olan en basit şey ülke ve piyasa gerçekleri göz önüne alınarak kararnamenin eski haline döndürülmesi ve ilaç fiyatlarının 3 ayda bir güncellenmesi olacaktır. Yoksa tüm milletçe bu sorunu her yılın başında 45 gün boyunca (15 Şubat) yaşamaya mahkum bırakılacağız.
Saygılarımla
Riyad AKPINAR
Riyad AKPINAR
Yorumlar
Yorum Gönder